Yıllar önceydi. Yurt dışında tanıştığım bir hanımefendi, içindeki huzursuzluktan bahsederken “Çocukken Allah’a çok kızgındım… Zor toparladım kendimi.” demişti.

Nedenini sorduğumda şunları söylemişti: “7 yaşımdayken babam vefat etti. Çok üzgündüm. Ölümü anlamlandıramıyordum. Teyzemin yanına gittim. O, ‘Allah sevdiği kulunu yanına çabuk alır’ diye bir şey söyledi. Babam çok iyi bir insandı bu doğru ama Allah’ın babama bunu yapmasını kabullenemedim. İyi insan olmak suç mu diye kendi kendime konuştuğumu, geceler boyunca ağladığımı hatırlıyorum. Ondan sonra ‘Ben iyi insan olmayacağım’ diye karar verdim. Allah ile bağımı kopardım.”

“Birisinin yanlış bir sözü, Allah ile bağınızı neden koparsın ki? Yaşınız büyüdükçe bu sözün doğru olmadığını anlamadınız mı?” diye sordum…

“Anladım anlamasına ama aradan yıllar geçti… O günden sonra sanki Allah ile inatlaşmaya başladım. Sırf kötülük olsun diye ilkokulda arkadaşlarımın kalemlerini alıp sokaktaki çöp bidonlarına attım… Ortaokulda insanları yalanlarımla aldatmaktan çok hoşlandım… Lisede erkek arkadaşlarım oldu, çok cesur davrandım… Hippi gibi giyinmeyi, sigara ve alkol kullanmayı marifet saydım… Annem bıkmıştı artık benden… Ama yapacağı bir şey de yoktu, gücü yetmiyordu bana. Sürekli ağladı durdu kadıncağız peşimde… Bugün bile hâlâ o zamanlar neden isyankâr olduğumu bilmez annem…” diye cevapladı.

- “Babanızı kaybettiğiniz için miydi bu isyankârlık?”

- “Hayır, Allah iyi insanları öldürdüğü içindi…”

Çocuk, henüz geldiği bu dünyada işlerin nasıl gittiğine dair sorular sorduğunda, pedagojik prensiplere uygun cevaplar verilmelidir. Rastgele verilecek cevapların oluşturacağı aksi tesir çocuğun on yıllarca kendisine gelememesine neden olabilir.

Özellikle inanca dair sorulara verilecek cevaplar, “tasavvufi derinlikte değil, çocuğun anlayabileceği sadelikte” olmalıdır.

Bunun yanı sıra, çocukların 12 yaşına kadar ölümü anlamlandırmak için sordukları sorulara “müsebbip değil, sebepler” üzerinden izahlar yapılmalıdır.

Bu ne demek?

Örneğin, 8 yaşında bir çocuğun “duygusal yakınlarından biri” vefat ettiğinde ona “Allah sevdiği insanları yanına erken alır” demek çocuğa iyi gelmez… “Ölüm sebebi” atlanılarak direkt Allah üzerinden izaha çalışmak pedagojik olarak doğru değildir. Böylesi bir cevabı belki yetişkinler anlayabilir, ancak çocuğun bunu anlayabilmesi için çok başka bilgilere de ihtiyacı vardır. Dine ve yaşama dair o bilgileri olmadan verilecek böylesi cevaplar, çocuğun inancını güçlendirmez, aksine iç seslerinin oluşmasına neden olur. Çocuk, duygusal bağ kurduğu kişinin ölümüne sebep olan ve henüz hiç görmediği Allah’a karşı cevapsız sorular sormaya başlar…

Çocuğun “duygusal bağ kurduğu” yakınlarından biri vefat ettiğinde, vefatın “sebebi” söylenmelidir, “müsebbibi” değil…

Yani “Babanın hastalığı çok ilerlemişti, tedavisi mümkün olamadı, vefat etti…” veya “Baban araçla giderken sanırım karşı taraftan gelen aracı görememiş, trafik kazasında vefat etti…” gibi...

Sadece ölüm haberleri değil, travmatik olayların çocuğa izahında da Allah’a vurgu yapılmamalıdır…

Örneğin, çocuğun depremle ilgili sorduğu bir soruya “Depremi Allah yaratıyor, günahı olan kişiler böylece cezalandırılıyor” diye izahta bulunmak, onun inancını kuvvetlendirmez, aksine huzursuzluk veren iç seslerinin oluşmasına yol açar… Bunun yerine, “Toprağın çok altında bir kayma olduğunda, yeryüzünde deprem oluyor. Bu kadar basit aslında…” diye izahta bulunmak “müsebbibe değil, sebebe vurgu yapmaktır.” Ve bu izah, çocuğu inancı ile barışık tutar… 12 yaşından sonraki inanç eğitiminde ise “sıfattan zata” bağ kurucu bir pedagojik usul takip etmek gerekir ki bunu da bir sonraki yazıda ele almaya çalışacağım.